top of page
Search
  • Begum Makinacı

Görüntülü konuşmak neden içimize sinmiyor?

Görüntülü konuşmada biraz garip ve eksik hissetmenizin bir nedeni var.

Yazar: Kate Murphy

Çeviri: Begüm Makinacı

Kaynak: http://www.nytimes.com/2020/04/29/sunday-review/zoom-video-conference.html



Fena halde özlediğimiz yüz yüze görüşmelerin yerini videokonferans ve chat’in almasıyla birlikte Zoom, Houseparty ve Skype aplikasyonlarının indirilme sayısı geçen ay dünya genelinde yüzde yüzden fazla arttı (1). İnsanlar televizyon programlarındaki gibi bölünmüş bir ekrana dizilmiş halde; sanal toplaşmalara ve doğum günü partilerine katılıyorlar, sanal iş toplantıları düzenliyorlar, sanal sınıflarda bir şeyler öğreniyorlar ve sanal psikoterapi seansları yapıyorlar.


Fakat konu teknoloji olunca sıklıkla konuşulan güvenlik ve gizlilik meselelerinin de ötesinde tedbirli olmak gerek (2). Psikologlar, bilgisayar uzmanları ve nörobilimciler görüntülü iletişim esnasında yaşanan bozulma ve takılmaların halihazırda hissettiğinizden daha izole, endişeli ve kopuk hissetmeye yol açabileceğini söylüyorlar. Telefonda konuşmak aslında daha iyi olabilir.


Mesele şu ki, görüntüler dijital olarak kodlanıp, çözülüp, değiştirilip, ayarlanıp, yamalanıp birleştirilince takılma, donma, bulanıklaşma, sarsılma, sesin görüntüye uymaması gibi etkiler ortaya çıkıyor. Bir kısmı bilinçli olarak farkına varamayacağımız seviyede gerçekleşen bu aksamalar, algımızı bozuyor ve üstü kapalı sosyal ipuçlarını bulanıklaştırıyor. Beynimiz boşlukları doldurmakta ve bu düzensizliğe bir anlam vermekte zorlanıyor. Bu da bizi belli belirsiz ve adını koyamadığımız şekilde rahatsız, huzursuz ve yorgun hissettiriyor.


Columbia Business School’da öğretim görevlisi Jeffrey Golde daha önce yüz yüze verdiği liderlik dersini bir aydır Zoom üzerinden yürütüyor ve bunu garip biçimde yorucu buluyor. “Yalnızca öğrencilerim de değil kendimde de bir gevşeme eğilimi fark ettim. Ekrandaki yüzlere dikkatimi vermek ve düşünmek zorlaşıyor” diyor.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin enstitülerinde çalışan çevirmenlerle yapılan bir araştırma da aynı şekilde, görüntülü konuşmayla yürütülen çevirilerin yarattığı tükenmişlik, belirsizlik ve yabancılaşmadan bahsediyor. (3) Görüntülü psikoterapi ile yapılan araştırmalar terapistlerin ve danışanların sık sık yorgun, kopuk ve rahatsız hissettiklerini belirtiyor. (4)


Missouri State Üniversitesi bilgi teknolojileri ve sibergüvenlik bölümünde öğretim görevlisi Sheryl Brahnam bu durumu açıklarken video konferansı işlenmiş gıdalara benzetiyor: “Paketlenmiş bir meyveli kek gerçek bir meyveli keke ne kadar benziyorsa video konferans da yüz yüze iletişime o kadar benziyor. Paketli olanda bir tane bile gerçek meyve yok ama yapay tatlar, dokular ve koruyucular var. Eğer fazla yerseniz, dokunur”.


Elbette, görüntülü arama sayesinde ufaklıklar büyükanne büyükbabalarına öpücük gönderebiliyorlar, akşam yemeğinde pişirdiğimizi paylaşabiliyor veya iç çamaşırından maske yapımı hakkında bilgi edinebiliyoruz (5). Ancak biriyle gerçekten anlamlı bir iletişim kurmaya çalışıyorsanız, video sinir bozucu olabilir.


Bunun başlıca nedeni, insanların birbirlerinin yüz ifadelerine son derece duyarlı olması. Duygular özellikle göz ve ağız kenarındaki kaslarda gerçekleşen bir dizi karmaşık ufak kasılma ile ifade edilir. Bu kasılmalar çoğunlukla bilinçli şekilde algılanmasa da birbirimizi anlamamızın temelini oluşturur. Fakat bu anlamlı mimikler düşük çözünürlüklü görüntüde kaybolabilir, daha kötüsü bant genişliğinin düşük olması nedeniyle donabilir, yumuşayabilir ya da görüntüye geç yansıyabilir.


Bu yalnızca algılamamızı bozmakla kalmaz, aynalama becerimize de darbe vurur. Başka bir insanla karşılaştığımızda hepimiz farkında olmadan yüz mimiklerini taklit ederiz. (6) Bu sürekli ve eşzamanlı olarak gerçekleşen bir etkileşimdir. Duyguları anlamak için onları gerçekten somutlaştırmamız gerekir, o yüzden aynalama empati ve iletişim için esastır. (7) Aynalama yapmamız görüntülü konuşmada yaşandığı gibi sekteye uğradığında tedirgin hissederiz çünkü insanların tepkilerini okumak ve dolayısıyla ne yapacaklarını tahmin etmek zorlaşır.


“Beyinlerimiz tahmin yürütme makinalardır ve Zoom ve Skype’ta olduğu gibi bir gecikme olduğunda, mimikler donduğunda veya senkronizasyon bozulduğunda, tahminlerde bir hata olduğu ve düzeltilmesi gerektiği şeklinde algılarız”. Duygusal tepkiler üzerine uzmanlaşan Wisconsin-Madison Üniversitesi psikoloji bölümünde öğretim görevlisi Paula Niedenthal böyle diyor. “Bilinç düzeyinde veya değil, tahminlerimiz doğru çıkmadığı için daha fazla efor sarf etmek zorunda kalıyoruz ve bu da epey yorucu olabiliyor”.


Görüntülü konuşmalarda birbirimizin gözünün içine bakamadığımız için güven hissine de ket vurulduğu bulunmuş. Kamera açısına göre, insanlar aşağı, yukarı ya da yana doğru bakıyormuş gibi görünebiliyor. Bu da izleyiciler tarafından ilgisiz, aldatıcı, kibirli, ezik ya da suçlu olarak algılanmalarına neden olabiliyor. Bu sebeple, hukuk akademisyenleri ve adli adalet aktivistleri uzaktan yürütülen ifade verme, duruşma ve mahkeme süreçlerinin ne kadar adil olduğunu sorguluyorlar. (8)


Görüntülü konuşma yapan herkesin bileceği gibi, insanlar genelde kameraya ve hatta diğerlerine değil daha çok kendilerine bakma eğilimindeler. “Görüntülü konuşurken kendi görüntüme fazla takılmadığımı söylersem yalan söylemiş olurum” diyor Dave Nitkiewicz. Kendisi Michigan’da bir kongre ve danışma merkezindeki işinden yeni izne ayrıldı. “Kendimi hayalet Casper gibi hissediyorum, sanki şeffaf gibiyim, sürekli kadraj ve ışıkla uğraşıyorum”.


Eve tıkılmışken işe gitmeye özlem duyan Bay Nitkiewicz sürekli aile ve arkadaşlarıyla Zoom üzerinden görüşmeler ayarlıyor ve hatta Zoom üzerinden bir romantik buluşma bile gerçekleştirmiş. Yine de bu etkileşimleri pek tatmin edici bulmuyor.

“Görüntülü konuşurken gerçekten suratına ışık tutulmuş gibi oluyor ve herkes sana bakıyormuş gibi geliyor, korkutucu bir iş mülakatındaymış gibi. Sohbet bir şekilde havadan sudan yüzeysel bir yere doğru kayıyor çünkü kimse risk almak istemiyor” diyor. Nitkiewicz, karşıdan gelen geribildirim gecikince zaten kayda değer şeyler anlatmaya değmeyecekmiş gibi bir hisse kapılıyor.


Los Angeles’ta yaşayan kuzeniyle her pazar iki üç saat telefonda konuştuğunda ise böyle hissetmiyor. “Yıllardır böyle konuşuruz ve görüntülü konuşmak hiç aklımıza gelmedi. Biz hala telefonda rahat ediyoruz” diyor.


Uzmanların dediğine göre, yüzdeki mimiklerden hiç ipucu gelmemesi yanıltıcı bir ipucu gelmesinden daha iyi. Hatta görsel bilgi gelmediğinde bu insanların sözle söylenenlere olan hassasiyetini artırabilir bile. Pandemi başlangıcından itibaren ABD’li telefon şirketleri yalnızca sesli aramaların günde ortalama % 78 arttığını ve konuşma sürelerinin de uzadığını bildirdi. (9)


Dr Brahnam telefonla yapılan röportajda dedi ki: “Telefonda sarmal şeklinde bir ilişki var. Benim ağzım senin kulağının dibinde, seninki de benim kulağımın dibinde gibi. Bu yüzden telefonda bir diğerinin varlığı daha fazla hissedilebilir. Aranızda iyi bir bağ varsa, daha fazlasını da duyarsınız: tonlamalarda küçük değişiklikler, anlık duraksamalar ve birinin nefes alışının ritmi. Uzak mesafeden yakınlık kurmaya çalışırken bazen görülmemek ama duyulmak daha iyi olabilir.



157 views0 comments

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page